Yazılı günlüğün değeri tartışılmaz. Ama yoğun bir günün sonunda her akşam oturup uzun uzun yazmak kısa sürede zorunluluğa dönüşüyor; çoğu günlük tam bu yüzden yarım kalıyor. Görüntüyle sesi aynı anda taşıyan video ise hafızada çok daha derin bir iz bırakıyor.
Beyin görsel bilgiyi metne kıyasla çok daha hızlı işler. Üstelik bir kaydın arka plan sesi, sesinin tonu, o günkü ışık: hepsi birer hatırlama ipucu (retrieval cue) olarak çalışır. O anı okuyarak değil, yeniden içine girerek hatırlarsın.
Günde otuz saniye yeter
Hafızanı diri tutmak için saatler ayırmana ya da karmaşık bir sistem kurmana gerek yok. Unutma eğrisini düzleştirmenin ve gerçekten sürdürebileceğin bir alışkanlık kurmanın en pratik yolu mikro günlük.
ReJournal tam da bunun için tasarlandı: günde bir tane 30 saniyelik video çekiyorsun, zaman kapsülün kendiliğinden birikiyor.
Düşünmeden yapılır. "Ne yazsam?" diye takılmıyorsun; günün öne çıkan otuz saniyesini çekiyorsun, o kadar.
Zaman çizelgen kendiliğinden oluşur. Günlük kayıtların zamanla birbirine eklenir. Geri dönüp baktığında hayatının kurgusuz, ham akışını bir film gibi izlersin.
Yalnızca sana ait. Sosyal medyadaki gibi bir sahne, beğeni kaygısı ya da başkasına göre ayarlanmış bir hâl yok. Kendinle baş başa kaldığın kapalı bir alan.
Bugün otuz saniye ayır. Hafızanı diri tutmak, geçmişini saklamak ve yıllar sonraki kendine bir şey bırakmak için. Sonuçta bir hayat, hatırlayabildiğimiz anların toplamı.